
Mart 17, 2009
Dağların Ardındaki Adam
İlerdeki yemyeşil ovayı geçtiniz mi karşınıza sırtlanların yağmur gibi yağdığı bozkırlar çıkar. Bu bozkırlarda sadece sırtlanlar değil aklınıza gelecek bütün sırtlana benzer varlıklar çıkabilir. Bu bozkırlarda dağların ardında bayağı da bir ardında bir adam yalnıza ve kendi kendine yaşarmış. Bir gün bu adam sadece tek başına yaşamadığını anlayıp bir gün bir dağda şöyle bir turlar iken bir de bakmış ki dağların, ovaların, akarsuların olduğunu görmüş...
Mart 16, 2009
Kendimden İğrendim
Biz neler yedik, neler içtik
Bak hala burdayız...
Geçenlerde yine bir perşembe günü öğle yemeğini yer yemez iş yerinden çıktım. Karşı şeritte ters dönerek devrilmiş kamyondan kaynaklanan cık cık trafiğine* inat zor da olsa zamanında okula ulaştım. Otobüsten bir durak erken inip, inşaat fakültesi kantininden bir çay alıp sigaramı tellendire tellendire gitmeye karar verdim, vermez olaydım. İnşaattan çayımı alıp aheste aheste giderken, tam da bardağın yarısına gelmişken yüzme bilmediğinden olsa gerek bardağın dibindeki boğulmuş tırnağı farkettim, hemen bardağı çöpe atmasına attım ama ne bir iğrenme ne de bir mide bulantısı hasıl oldu. Kendimden iğrendim kısacası...

* Karşı şeritte bir kaza olmuşsa bu şerittekiler de kazanın durumunu görmek ve "cık cık"larını yapıştırmak için yavaşladığında oluşan trafiğe "cık cık trafiği" diyorum ben.
Şubat 25, 2009
Perfect Gift

Sene 2001, lise birin sonu. Okul bitmiş, zaten hiç almadığımız karneler yine dağıtılmamış ama herkes fırsattan istifade memleketinin yolunu tutmuş, koca yurtta Fatih'le ben bir de daha ÖSS'ye girecek lise sonlar kalmış. Fatih'le ben de akşam yolcuyuz, ben eşyalarımı toparlarken geyik yapıyoruz. "Bunu giymem zaten daha, bu ne zaman yırtılmış böyle, bu kazak da mı burdaymış?" şeklindeki monologlarım devam ederken "Bu deodorant da neredeyse bitmiş, ister misin Fatih, sıkayım mı hehehe, aman hemen de artistlenirmiş, ben sıkarım oğlum o zaman hepsini." cümlemin akabindeki fıs fıs lardan hemen sonra odanın kapısı çaldı. İlk defa gördüğüm biri beni olimpiyat koordinatörü (ünvana bak bea!) XXX XXX'in çağırdığını söyledi. Bayadır gürültülerini dinliyorduk zaten 2001 mezunlarının, kendi tabirleriyle SÖSS'e (sınav öncesi salaklık sendromu) vermişler kendilerini, kah dolapları deviriyor, kah ortalığı birbirine kataduruyorlardı. "Gene ne halt yedim acaba?" diyerek odadan çıkmamla en izbandutundan dört tane lise son sardı etrafımı, hatta bir tanesi de "kıpırdamazsan canın acımaz" deyince tırsmadım değil hani. Etrafım gittikçe kalabalıklaşırken kafamdan geçirilen battaniye kılıfıyla ortalık karardı ve birden alaşağı oldum. Ağzını da bağladılar kılıfın güzelce, birileri koşa koşa kağıt, kalem, bant getirmeye gitti. Yavşakça dil döküşüm kimsenin umrunda değildi zaten, çok geçmeden havalandığımı hissettim, üzerimdeki 1/4 şişe deodorantla zar zor nefes almaya çalışırken bir yere götürdüler beni, tak tak tak kapı vurulma sesi geldi, herkes koşuşmaya başladı, ortalık birden sessizleşti. Kılıfın içinde yön duygumu kaybetmiş şekilde bir yandan yılışık cümlelerle yardım isteyip nefes almaya çalışırken gözümün kestiği bir yöne doğru emeklemeye başladım. Hemen beni tekrar havaya kaldırıp olmam gereken yere götürdüler tekrar, kapıyı çalıp kaçıştılar yine. Bir kez daha aynı şeyi tekrarladıktan sonra hediye için götürüldüğüm kişinin odasında olmadığına kanaat getirip çıkardılar beni. Üzerime yapıştırılmış "XXX XXX'e 2001 mezunlarının hediyesidir" yazısını da alıp odama döndüm geri.
İki sene sonra biz de aynısını yapmaya kalkıştığımızda kopardığımız yaygaradan dolayı daha kapıyı çalamadan yurt müdürü hışımla açmıştı kapısını, üç saniye içinde 15 kişi nasıl toz oldu ben de hatırlamıyorum...
Şubat 20, 2009
That's why...

Petrol şeyhinin biri oğlunu üniversite okuması için İstanbul'a gönderir. İlk dönemden sonra çocuğun dersleri kötüleşmeye, kendi de serserileşmeye başlar. Şeyhin yolladığı paralar da çocuğa yetmemektedir. En sonunda şeyh çocuğunu kontrol etmesi için adamlarından birini İstanbul'a gönderir. Adam İstanbul'a gelince ne görsün, şeyhin okuması için yolladığı oğlu kendini karıya kıza, içkiye, kumara vurmuş, okulunu da bırakmış. Uzun uğraşlar sonucu çocuğu boğaz kenarında bir meyhanede bulur. Adam, "Ya seydi! bu ne rezillik, baban merak içinde, kalk dönüyoruz Arabistan'a." der çocuğa. Çocuk da "Ayva seydi, önce bir otur da şu manzaraya bak hele." der. Şeyhin adamı ne kötülük olabilir ki diye düşünerek masaya oturur. Sandalcılar ağlarını atmakta, tepelerin ardında batan kızıl güneş boğazı kırmızının tonlarını boyamakta imiş. Manzaraya dalmış iken garsonun getirdiği kavunlardan bir iki tane ağzına atar, sonra peynirin tadına bakar. Aslan sütünün de tadına bakmasıyla ipler kopar orda. Şeyhin adamı bir ay sonra akşamdan kalma bir sesle şeyhe telefon açar:
Şubat 09, 2009
Ocak 28, 2009
Film Bekliyoruz Dört Gözle

Evet efendim, film beklemekten hazzettiğimden bahsetmiştim önceden, şimdi neleri bekliyorum peki?
Inglourious Basterds (21 Ağustos 2009)
Tarantino'nun son filmi, Brad Pitt'le güzeller güzeli Diane Kruger var başrollerde, Tarantino'nun has adamı S.L. Jackson da oyuncu kadrosunda tabi. II. Dünya Savaşı yıllarında Nazi işgali altındaki Fransa'da Nazi'lere korku salmakla görevli bir grup Amerikan-Yahudi askeri (The Basterds) vahşice işgalcileri öldürmektedirler. Sinema işleten Yahudi-Fransız bir kızı öldürmeleriyle işler sarpa saracaktır... Buradan Tarantino'ya ne kadar az kan görürsek o kadar memnun ayrılacağımızı hatırlatmak istiyorum.
The Time Traveller's Wife (2009)
Bir kütüphaneciyi oynayan Eric Bana'nın rol aldığı film çok satan aynı isimli meşhur kitaptan uyarlama. Filmin ismi yeterince bilgi veriyor olsa da, zamanda ileri gidip gelen Bana'nın karısı ilişkilerini anlatan romantik bir film olduğunu da hatırlatmak gerek.
Crank 2: High Voltage (17 Nisan 2009)
Jason Statham'ın aralıksız nefes kesen aksiyon filmi Crank'in devam filmi. İkinci filmde de yönetmen koltukları ve başrolü korumayı başarabilmişler. Katıksız ve aralıksız bir aksiyonun bizleri beklediğinden şimdiden eminim.
X-Men Origins: Wolverine (1 Mayıs 2009)

Doğum günümde gösterime girecek olan serinin 4. filminde ise önceki filmlerdeki karakter bolluğundan kaynaklanan bölük pörçüklük handikapından kurtulacaklarını umuyorum. Fragmanından gördüğüm kadarıyla çıtayı oldukça yükseltmişler. Favori karakterim Gambit'in de önemli bir rol üstlenmesini umudediyorum.
Alice in Wonderland (5 Mart 2010)
Tim Burton + Johnny Depp: Başka bir şey söylemeye gerek var mı? Umarım Tim Burton hikayeye sadık kalır. Tim Burton'ın araya bir de 9 isminde bir animasyon sıkıştıracağını hatırlatmakta fayda var.
The Lady From Shangai (2010)
Wong Kar Wai yeni bir In the Mood for Love ile dönecek gibi.
Terminator: Salvation (5 Haziran 2009)
Nihayet Skynet nükleer bombalarla dünyayı yok ettikten sonra neler olup bitmiş öğrenebileceğiz.
Public Enemies (10 Temmuz 2009)
Yine Michael Mann yine gangster filmi ama bu kez Johnny Depp ile Christian Bale var, 1930'larda geçiyor.
Sin City 2 ve 3, Richard Kelly'nin yeni filmi The Box, en sevdiğim çizgi serinin filmi Dragonball Evolution, Sandra'cığımın yeni romantik komedisi The Proposal'ı da beklemekteyiz tabi. En yakın tarihli ise Underworld: Rise of Lycans'ı beklemekteyim, Amerika'da girdi bile gösterime, ne zaman Türkiye'de olacağı ise belli değil hala.
Ocak 26, 2009
FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
.
Bana forward mail gelmiyor diyen yalan söylüyordur. Bana da geliyor ama; ben ağzımı tutamadığımdan arkası pek gelmiyor maalesef. Şimdi, bu forwardçı taifenin motivasyonu benim gözlemlediğim kadarıyla bir şekilde irtibatı koruma (keep in touch) hissiyatından müteşekkil. Bense her ikimiz de eski günleri anma modunda değilsek konuşacak bir şeyimin kalmadığı eski bir arkadaşımı görünce üzülüyorum sadece. Yoksa bende mi 8-10 yıl önceki olimpiyat seçmelerine dair bir gazetenin yaptığı gereksiz anketi sanki en tepede olursa direk İstanbul'u olimpiyat şehri yapacaklarmış gibi lansettirip arkadaşlarıma yollasam, onlar dalga geçse benle, sineye çeksem ve böylece iki kelam etmiş olsak, ha?..
.
T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı..Dağarcığınızda bulunsun...
Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye
zorlanırsanız
PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. gibi) . Makine
parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor.
Bu konuyu çok nadir kişinin bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye
bildirelim.
T.C. MERKEZ BANKASI........... BİLGİNİZE...
Re: FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
Zuhahaha benim pin kodum 6666.
Ben de her para çektiğimde neden polisler dolanıyor ortalıkta diyorum... :))
Re: Re: FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
uyuzsun sen uyuz uyuz uyuzzzzzzzzzzzzzzz
Eğer bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafından para çekmeye
zorlanırsanız
PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. gibi) . Makine
parayı veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor.
Bu konuyu çok nadir kişinin bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye
bildirelim.
T.C. MERKEZ BANKASI........... BİLGİNİZE...
Re: FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
Zuhahaha benim pin kodum 6666.
Ben de her para çektiğimde neden polisler dolanıyor ortalıkta diyorum... :))
Re: Re: FW: T.C. MERKEZ BANKASI'ndan bir uyarı
uyuzsun sen uyuz uyuz uyuzzzzzzzzzzzzzzz
Bana forward mail gelmiyor diyen yalan söylüyordur. Bana da geliyor ama; ben ağzımı tutamadığımdan arkası pek gelmiyor maalesef. Şimdi, bu forwardçı taifenin motivasyonu benim gözlemlediğim kadarıyla bir şekilde irtibatı koruma (keep in touch) hissiyatından müteşekkil. Bense her ikimiz de eski günleri anma modunda değilsek konuşacak bir şeyimin kalmadığı eski bir arkadaşımı görünce üzülüyorum sadece. Yoksa bende mi 8-10 yıl önceki olimpiyat seçmelerine dair bir gazetenin yaptığı gereksiz anketi sanki en tepede olursa direk İstanbul'u olimpiyat şehri yapacaklarmış gibi lansettirip arkadaşlarıma yollasam, onlar dalga geçse benle, sineye çeksem ve böylece iki kelam etmiş olsak, ha?..
Google Reader
Ocak 21, 2009
CyberAdige Proudly Presents...
Hayır efendim, kurşunum bitmedi; sadece şarjörüm bitti. Doldurdum ve karşınızdayım. İki haftadır finallerim yüzünden İstanbul'a gelen dedem ve anneannemi görmeye gidememiştim bir türlü. Bugün sabahtan dikildim karşılarına. Anneannemin ordan elim boş dönmeme gönlü razı olmadı herhalde ki üç leziz öğünün yanında her zamanki formuyla iki şahaneyle hikayeyle yolcu etti beni.
Sabah saatlerinde kız torunları telefon açtı, uzun uzun konuştular, cimcime olan ufaklık da bana özellikle selam söylemiş. Bahsettiğimiz ufaklığa şu Taksim'in altını üstüne getirip bulduğum kaleydoskopu hediye etmiştim son ziyaretimde, onun da artık ne kadar hoşuna gittiyse bir dakika ayrılmamıştı yanımdan. Bunu anneanneme anlatınca o da başladı anlatmaya:
Çavuş dayım anlatırdı bunu, çok da güzel anlatırdı kendisi ballandıra ballandıra. Zamanında sizin köyde, Fındık'ta, Alisa Hoca isminde bir imam vardı. (ki kendisi sonradan Soğucak'ta alkollüyken vefat ettiği için cenaze namazı dahi kılınmadan köyün mezarına defnedilmiş hemen ve iki karısı varmış, çocukları da şunlar şunlarmış...) Çavuş dayım Alisa Hoca'yı ziyaret eder bir gün, yanında da kocaman bir karpuz götürür, tabi o zamanlar köyde bir şey bulmak mesele. Neyse, hoca karşılar dayımı, otururlar, muhabbet ederler, sonra kızları karpuzu keser, getirir. Hoca karpuzun nerden geldiğini sorunca, kızı, karpuzu Çavuş dayımın getirdiğini söyler. Alisa hoca da bunu duyunca ayağa kalkar ve dayıma der ki "O seni karşılayışım hiç olmadı, gel bir sarılayım sana..." Sana yollanan selam da o çeşit bir selam heralde.
Bir kaç saat sonra dayımın antika kombisi kendiliğinden kapanınca düzeltmek için uğraşmaya başladım. Ne yaptımsa tekrar yanmıyordu, ta ki dedem içerden laf atana kadar: "Bozdunuz oğlumun kombisini, yenisini alın bakalım." Anneannem mi? Başladı tabi ki anlatmaya:
Zamanında çok mıhrız (cimri) bir adam ve arkadaşı varmış. Bir gün seyahat ederlerken bir kuyuya rastlamışlar, su içmeye çalışırken mıhrız olan kuyuya düşmüş. Arkadaşı "Ver elini." dediyse de bir türlü elini uzatmamış. Sabaha kadar "Ver elini." dediyse de mıhrız olan kesinlikle uzatmamış elini. Sabaha karşı arkadaşı artık dalgınlıkla "Tut elimi." deyince hemen elini tutup çıkmış ve demiş ki: "Bugüne kadar kimseye bir şey vermedim, hep aldım." Sen de onun gibi, yeni kombi lafını duyunca hemen çalıştırıverdin.
Sabah saatlerinde kız torunları telefon açtı, uzun uzun konuştular, cimcime olan ufaklık da bana özellikle selam söylemiş. Bahsettiğimiz ufaklığa şu Taksim'in altını üstüne getirip bulduğum kaleydoskopu hediye etmiştim son ziyaretimde, onun da artık ne kadar hoşuna gittiyse bir dakika ayrılmamıştı yanımdan. Bunu anneanneme anlatınca o da başladı anlatmaya:
Çavuş dayım anlatırdı bunu, çok da güzel anlatırdı kendisi ballandıra ballandıra. Zamanında sizin köyde, Fındık'ta, Alisa Hoca isminde bir imam vardı. (ki kendisi sonradan Soğucak'ta alkollüyken vefat ettiği için cenaze namazı dahi kılınmadan köyün mezarına defnedilmiş hemen ve iki karısı varmış, çocukları da şunlar şunlarmış...) Çavuş dayım Alisa Hoca'yı ziyaret eder bir gün, yanında da kocaman bir karpuz götürür, tabi o zamanlar köyde bir şey bulmak mesele. Neyse, hoca karşılar dayımı, otururlar, muhabbet ederler, sonra kızları karpuzu keser, getirir. Hoca karpuzun nerden geldiğini sorunca, kızı, karpuzu Çavuş dayımın getirdiğini söyler. Alisa hoca da bunu duyunca ayağa kalkar ve dayıma der ki "O seni karşılayışım hiç olmadı, gel bir sarılayım sana..." Sana yollanan selam da o çeşit bir selam heralde.
Bir kaç saat sonra dayımın antika kombisi kendiliğinden kapanınca düzeltmek için uğraşmaya başladım. Ne yaptımsa tekrar yanmıyordu, ta ki dedem içerden laf atana kadar: "Bozdunuz oğlumun kombisini, yenisini alın bakalım." Anneannem mi? Başladı tabi ki anlatmaya:
Zamanında çok mıhrız (cimri) bir adam ve arkadaşı varmış. Bir gün seyahat ederlerken bir kuyuya rastlamışlar, su içmeye çalışırken mıhrız olan kuyuya düşmüş. Arkadaşı "Ver elini." dediyse de bir türlü elini uzatmamış. Sabaha kadar "Ver elini." dediyse de mıhrız olan kesinlikle uzatmamış elini. Sabaha karşı arkadaşı artık dalgınlıkla "Tut elimi." deyince hemen elini tutup çıkmış ve demiş ki: "Bugüne kadar kimseye bir şey vermedim, hep aldım." Sen de onun gibi, yeni kombi lafını duyunca hemen çalıştırıverdin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
